• Uhut Sendromu I

    Uhut Sendromu I

  • 7 Gün 7 camide gençlerle birlikte

    7 Gün 7 camide gençlerle birlikte

  • 3. Felsefe Tarihi Koordinasyon Toplantısı

    3. Felsefe Tarihi Koordinasyon Toplantısı

  • Uluslararası İslam Üniversitesi veya

    Uluslararası İslam Üniversitesi veya "Ümmet Nasıl Kurtulur" Projesi

  • 2014 İlahiyat Araştırmaları Ödülleri sahiplerini buldu

    2014 İlahiyat Araştırmaları Ödülleri sahiplerini buldu

  • Eşari ve Eşarilik Sempozyumu düzenlendi

    Eşari ve Eşarilik Sempozyumu düzenlendi

  • Hacca Hazırlanmak

    Hacca Hazırlanmak

  • Hasan Basri Çantay Sempozyumu düzenlendi

    Hasan Basri Çantay Sempozyumu düzenlendi

Uhut Sendromu I

Uhut Sendromu I İnsanlık ve özelde ise Müslümanlar tarihin her döneminde sıkıntılı süreçler yaşamıştır. Bunların üstesinden gelmiş ya da helak olmuştur. Günümüz müslümanlarını halini ise en güzel şekilde anlatan kavram UHUT SENDROMU olsa gerektir. DEVAMINI OKU..

7 Gün 7 camide gençlerle birlikte

7 Gün 7 camide gençlerle birlikte İslami İlimler Fakültesi ve Bartın İl Müftülüğü'nün Câmiler ve Gençlik Haftasında “7 gün 7 Camide Gençlerle Birlikte” başlıklı  Etkinlikleri  tamamlandı. DEVAMINI OKU..

3. Felsefe Tarihi Koordinasyon Toplantısı

3. Felsefe Tarihi Koordinasyon Toplantısı İlahiyat fakülteleri Felsefe Tarihi Anabilim Dalı 3. Koordinasyon Toplantısı, Türkiye'nin çeşitli illerinden gelen öğretim üyelerinin katılımı ile Kahramanmaraş’ta düzenlendi. DEVAMINI OKU..

Uluslararası İslam Üniversitesi veya "Ümmet Nasıl Kurtulur" Projesi

Uluslararası İslam Üniversitesi veya Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez bugünkü tarihten on gün kadar önce Mekke’deki Hac İdare Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında DEVAMINI OKU..

2014 İlahiyat Araştırmaları Ödülleri sahiplerini buldu

2014 İlahiyat Araştırmaları Ödülleri sahiplerini buldu İlahiyat alanında yapılan ilmi araştırmaları ve akademik çalışmaları teşvik amacıyla Akdeniz Üniversitesi İlahiyat Fakültesi tarafından 2012 yılından bu yana verilmekte olan Akdeniz İlahiyat Araştırmaları Ödülleri'nin yeni sahipleri belli oldu. DEVAMINI OKU..

Eşari ve Eşarilik Sempozyumu düzenlendi

Eşari ve Eşarilik Sempozyumu düzenlendi Siirt Üniversitesi İlahiyat Fakültesi tarafından Tillo Bilim ve Kültür Günleri kapsamında düzenlenen Uluslararası İmam Eş’ari ve Eş’arilik Sempozyumu düzenlendi. DEVAMINI OKU..

Hacca Hazırlanmak

Hacca Hazırlanmak Yine Hac mevsimi geldi ve dünyanın dört bir yanından milyonlarca müslüman, Kabe'ye doğru yola çıkmaya başladı. Müminler "Buyur Allah'ım çağrına geldim" diyecekler. Ancak Rabbimizin buyruğuna ne kadar hazırlanıyor hacılarımız? DEVAMINI OKU..

Hasan Basri Çantay Sempozyumu düzenlendi

Hasan Basri Çantay Sempozyumu düzenlendi Balıkesir Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, ’Vefatının 50. Yılında Hasan Basri Çantay’ konulu sempozyum düzenledi.  DEVAMINI OKU..
Previous
Next
anadolu-ilahiyat-r1

 

Hocam sizi tanıyabilir miyiz?

Tabii bu soru çok genel bir soru. Önce nereli olduğumdan başlayayım. Ben aslen Kırşehir’in Çiçekdağı kazasına bağlı Hacı Duraklı köyündenim. Ancak rahmetli babam köyü bizleri okutmak amacıyla terk etmiş ve Kırıkkale’ye yerleşmiş. Biz de Kırıkkale’de büyüdük. İlkokul ortaokul ve lise yıllarım Kırıkkale’de geçti. Daha sonra 1983’de enstitülerin ilahiyata döndüğü dönemde Kayseri İlahiyat’a başladım. 1988’de mezun oldum. Ve ara vermeden yüksek lisans ve doktoraya başladım. Sonra 1998 yılında Dicle Üniversitesinde Yardımcı Doçent olarak göreve başladım; 2004 de doçent oldum, 2009 da profesör oldum. Hızlıca hayat serüvenim bu şekilde.

İlahiyat sahasını ve sonrasında da hadis alanını seçmeniz nasıl oldu?

Şöyle bir durum oldu benim hayatımda, rahmetli babam bir Orta Anadolu insanının dindarlığı kadar dindardı; özellikle bizim dinimizi öğrenmemiz ve okumamız konusunda çok titiz davranırdı. Yaz tatilinde bizi hocaya gönderir ve dini eğitim almamızı sağlardı. Bizler bu rutin eğitimlerden geçtik. İlkokul son sınıfta ve daha sonra orta son sınıfta tanıştığım benden yaşça büyük bir kısım İHL’yi bitirmiş, üniversitede okuyan köylülerimiz ve yakınlarımızın teşvikleriyle dini alanla ilgili kitaplar okumaya başladım. Ağırlıklı olarak o dönemde yaygın olan İmam Gazali (r.a)nin eserlerini okudum ve çok etkilendim. Bende İmam Gazali hayranlığı ve din bilgini olmak hevesi uyandı. Ve din eğitimi için hocalardan aldığım kursu ben daha ileri safhaya taşıdım. -Allah rahmet eylesin vefat etti.- Kırıkkale Çarşı Camii İmamı Necati Hoca vardı. Trabzon’lu medrese icazeti olan bir hocamızdı. Cenab-ı Hak benim hayatıma onu denk getirdi ve ondan liseyi bitirinceye kadar düzenli medrese eğitimi aldım. Ve hafızlık yaptım. Çok iyi bir hafızdı kendisi. Aşağı yukarı 7-8 sene onun rahle-i tedrisinde ders gördüm. Hayatımın gençlik döneminde çoğu zamanım camilerde geçti diyebilirim. Bu süreç geleneğimizde isim yapmış İslam ulemasına karşı benim daha bir hayran olmamı sağladı. O süreçte hadisçilere -başta kütüb-i sitte müelliflerine olmak üzere- ayrı bir hayranlığım başladı. Okuduğum kitaplardaki hadisleri ezberlemeye başladım. O zamanlar, Endüstri meslek Lisesinde okuyordum. Bunun nedeni de rahmetli babam bizleri okutmak için Kırıkkale’ye gelmiş, hem bizi okutacak hem de MKE kurumunda bir işe koyacak, biliyorsunuz Kırıkkale MKE fabrikalarının en yoğun olduğu yerdir. Ve çoğunluk nüfus orada çalışır. Bizi de sanat okuluna endüstri meslek lisesine verdi ki oradan mezun olup kısa yoldan ekmeğimizi kazanalım diye. Doğrusu ben EML okumaya hiç razı değildim. Çünkü okumaya hevesliydim ve o alanda başarılıydım. Ama kader… Babamın da teşvikiyle EML okudum. EML ve teknik sanat bana göre olmadığından okuldan soğudum ve okuldan soğumam da dini ilimlere daha çok yönelmemi sağladı. Okulu bitirdikten sonra aynı yıl Ankara İHL’den fark derslerini vererek İHL diploması aldım. Zaten İHL’deki hocalarda çok memnun oldular fark dersleri vermeme. Kafaya koymuştum İlahiyata gidecektim. Ve ilahiyatçı olacaktım. Gözüm başka bir şey görmüyordu. Tamamen kendimi bu alana verdim. Allah da kısmet etti Kayseri İlahiyat Fakültesine girdim. Ve böylelikle ilahiyat hayatım ve serüvenim başlamış oldu.

Musiki ile alakanız ilahiyatçılar arasında sizi farklı kılıyor. Akademik kimliğiniz yanında sanatçı kimliğiniz de var. Musikiye olan ilginizi ilk ne zaman fark ettiniz, doğup büyüdüğünüz toprakların bunda etkisi var mıdır?

akelesropEvet, doğrudan bir etkisi var. Bizim topraklar mümbittir ve sanatçı doğuran bir topraktır. Doğrusu benim dünyaya geldiğim köy büyük halk ozanı üstadımız Neşet Ertaş’ın köyüne çok yakın. Babalarımız da ( her ikisi de rahmana kavuştu) çok iyi görüşürlerdi. Birbirlerini iyi tanırlardı. Tabii bizim o muhitte sanat doğal hayatın bir parçasıydı. Dolayısıyla orada doğan herkes direkt olarak müziğin içine doğuyordu. Belki bizim Kırıkkale’ye taşınmamız benim için dezavantaj görünse de takdir-i ilahi, tam o yıllarda Neşet usta da Kırıkkale ye taşındı ve dolayısıyla çocukluk yıllarımızda kulağımızda hep onun müziği, sözü ve sazı tınladı. Böylece bende bir müzik hayranlığı oluştu. Tabi doğal olarak insanın bu alanda kabiliyetinin de olması gerekiyor. Cenab-ı Allah da böyle bir kabiliyet lütfetmişti bu fakire. Dolayısıyla Neşet ustaya çocukluğumdan beri çok büyük bir hayranlık duyuyordum. Yani bu hayranlığım 3-5 yaşındayken olan bir hayranlıktı. Ve evimizde ağabeylerimin her biri saz çalardı. Evde bir sürü saz vardı. Bende onlardan etkilenerek saz çalmaya başladım. Nasıl öğrendim veya kaç yaşında elime aldığımı bile hatırlamıyorum doğrusu. Hatırladığım rahmetli babam misafirler geldiğinde Ahmet gel hele bir iki bir şeyler çal da dinleyelim derdi. Ve ben de onlara müzik icra ederdim. Bunu hatırlıyorum. Ve kısa zamanda epey mesafe almıştım ki ortaokul yıllarımda okul merasimlerinde ve kaymakamlığın düzenlediği bazı programlara gidip orada çalıp söylüyordum, akraba düğünleri de buna dâhil tabii ki. Bu etkinliklerimde doğrudan memleketin tesiri var tabii. Bu benim ilahiyatçı olmadan doğal olarak içinde bulunduğum toplumdan kazandığım bir yetenekti. Tabii belki soracaksınız bilmiyorum ama bir de sazdan kopuşum var benim.

Elbette birazdan değineceğiz o hususa hocam.

Peki, kendinizi hiç akademik kimliğiniz ve sanatçı kimliğiniz arasında seçim yapmak zorunda hissettiniz mi?

Şimdi, önce şöyle söylemek lazım; Acaba bana bir sanatçı denir mi? ne kadar sanatçı tanımına uyuyorum o konuda ihtiyatlı olmam gerekir ve ben öyle bir vasfı taşıyabileceğimi sanmıyorum doğrusu. O çok ağır bir vasıftır. Ben kendimi asla ona layık görmüyorum. Sadece bir miktar müzikle meşgul olduğumu, birazcık müzik hayatımın olduğunu söyleyebilirim ama onun ötesi benim çok başımın üstünde bir vasıflandırma olur. Ben Diyarbakır’a geldikten sonra ve üniversite hayatıma başladıktan sonra tabii bu arada okuduğum ve araştırdığım eserlerin de meydana getirdiği bir kanaatle müzik konusunda daha önce verdiğim kararların ve uygulamaların doğru olmadığını anladım ve Cenab-ı Hakkın da yönlendirmesiyle sazla yeniden buluştum. Hiç aklımda yokken hatta o yeteneğim devam ediyor mu, etmiyor mu onu bile hatırlamazken sazla tekrar buluştum. Buluştuktan sonra doğrusunu isterseniz ‘’ ben bir ilahiyatçı ve akademisyen olarak bu sazı elime alıyorum bu nasıl karşılanır? ‘’ şeklinde bir komplekse hiç düşmedim. Çünkü kendimden emin ve kanaatlerim oturmuş vaziyetteyken tekrar sazı elime aldım, bir sıkıntım olmadı.

....

Hocam yaklaşık 30 yıl saza ara vermişsiniz. Sazla tekrar buluşmanız nasıl oldu? O anı biraz anlatır mısınız?

Tabii o an benim hayatımda çok hüzünlü bir andır. Gerçekten hatırladığım da her zaman içim burkulur, hüzünlenirim. O, az önce konuştuğumuz ortaokul yıllarımda, yöneldiğim dindarlık sürecinde ve o gün ki hocalarımız ve büyüklerimizin, 70’li yıllardaki Türkiye’de yaygın olan genel dindarlık doğrultusunda, ağırlıklı içi boş sloganlara dayalı bir dindarlıktı… Aslında temel kaynaklara dayanmayan, kulaktan duyma bilgilerden oluşan bir İslami bakış açısıyla saza tövbe etmiştim… Bu anlayışın baskısıyla, gözümden bile sakındığım sazımı ‘’Allah rızası için’’ bahçedeki çamaşır taşına vurarak kırmıştım. Ve bunu yaparken çok ulvi ve manevi duygulara sahiptim. İyi bir şey yaptığımı, arındığımı düşünüyordum. Ve o günden sonra 2001 yılına kadar sazla ve türküyle aramı ayırdım. Hiç geri dönme temayülüm olmadı. Zaman zaman çarşıda pazarda veya düğünlerde o türküler kulağıma geldiğinde heyecanlandığım ve hüzünlendiğim olurdu. Hatta gözlerim nemlenirdi, gözyaşı dökerdim. Ve daha sonra doçentlik dil sınavı için Ankara ya gittiğimde sazdan beraber tövbe edip ayrıldığımız büyük abimin evine misafir oldum. Meğer o benden gizli gizli çalmaya devam etmiş sazı. Sonra akşam otururken yengem benden izin alarak abimin saz çalmasını istedi. Getirdiler, sazı görünce heyecanlandım, biraz çaldı çok duygulandım. Abimden sazı istedim ve o sazı ilk elime alışımdaki heyecanı hala hissediyorum. Böyle yıllarca ayrı kaldığım bir sevdiğimle yeni buluşmuş gibi ellerimin titrediğini hatırlıyorum. Ve sazı elime alıp tellere dokunduğumda parmaklarımı sazın perdelerinde dolaştırdığımda bir de gördüm ki onun rızası için terk ettiğim kabiliyetimi Cenab-ı Allah saklamış ve hiç zayii etmemiş. Baktım ki hala eskisi gibi çalıyorum sazı. Çok hayret ettim. Aklımda kalan türküleri çalabiliyordum. Çok heyecanlandım. O gün orada epeyce uğraştım sazla. Sınavdan sonra Diyarbakır’a döner dönmez Ofis’e gidip saz aldım kendime. Eve gittiğimde evde kimse yoktu. Çocuklar okulda hanım da bir toplantıya gitmişti. Hanım eve gelince sazı gördü. ‘’Çocuklara saz mı aldın yoksa’’ dedi. Benim saz çalabildiğimi bilmediği için çocuklara aldığımı sandı. Ben de kendime aldığımı söyledim. Güldü. Bu yaştan sonra saz öğrenmek istememi birazda yadırgadı Mesleğim açısından. Çünkü halkın da görüşü bu şekildedir. Ben ciddi olarak kendime aldığımı ve ona saz çalacağımı söyleyip sazı elime aldım ve hadi bir istekte bulun dedim. Hanımda gülerek Zahide’mi çal dedi. Bizim yörenin meşhur türküsü olan Zahide’mi çaldım ve söyledim hanıma. Tabii şok oldu. Tarifi mümkün olmayan bir şok yaşadı hem de. Böylelikle tekrar sazla buluşmuş olduk. Ve o günden sonra hala o buluşmamız devam ediyor. Ve şunu da belirtmek isterim; sazımı kırdıktan sonraki o ara dönemde o musiki kabiliyetimi kuran okumaya yönlendirdim. Ve çok arzuladığım güzel kuran okuma konusunda cenabı Allah bana çok büyük lütuflar ihsan etti. Ve o 25 yıldan fazla zamanda müziğin yerine kuran tilavetini koydum. Ve kuran okumak benim hayatımın en önemli parçası oldu.

Sazla tekrar buluşmanızdan sonra akademik kimliğiniz açısından ve çevrenizin size bakışında ne gibi değişiklikler oldu? Geleneksel ilahiyatçı profilinin biraz dışına çıkmış oldunuz…

İnsanların zihninde ki ilahiyatçı profilinin dışına çıktım. Epeyce yadırgayanlar oldu tabi. Kınayanlar, hatta bu kınamayı hayli ileri boyutlara taşıyanlar oldu, hem yakın çevrem hem de meslektaşlarımdan. Ama bunun yanında bunu çok önemseyen ve bu konuda çok iyi bir örnek olacağımı söyleyenler de oldu. Ama doğrusunu isterseniz beni her iki tepki de çok etkilemedi. Ben yaptığımın doğru olduğuna inanıyordum. Gerisi beni ilgilendirmiyordu. Ve saz benim için türkülere eşlik etmekten çıktı ve benim için cenabı hak ile kurduğum ilişkinin bir vasıtası haline geldi. Ben şuan da sazı aslında Allaha yöneldiğim anda ve kimsenin olmadığı uzlet hallerimde çalıyorum. Çeşitli TV programları ve etkinliklerde değil de, mümkün olsaydı beni o anda dinlemenizi isterdim. Benim ilahiyatçı kimliğimde boş kalan yanımı tamamladı saz. Önemli bir eksikliğimdi saz… Benim şu andaki dini hayatımda saz çok önemli bir yere sahip. Bazı insanların buna nasıl baktığından ziyade ben saz ile nasıl bir örneklik ortaya koyuyorum benim için bu önemli… Mesela TRT2’de yayınlanan bir programda büyük ve değerli felsefecimiz Prof. Dr. Kenan Gürsoy hoca (Galatasaray üniversitesi fen-edebiyat dekanı) ile yaptığımız bir programda, bir söyleşide bizim müziğimizin manevi kaynaklarını ve temellerini konuştuk. Bana itirafı şu oldu “ben hayatımda Halk Müziğinin bu kadar derin bir kökü olduğunu hayal bile etmemiştim”. Bunları da görünce müziği ve onun derinliğini halka anlatmanın Allah’ın benim omuzlarıma koyduğu bir görev olarak hissetmeye başladım. Tabii bu sözüm sakın kendime önemli bir misyon biçtiğim şeklinde anlaşılmasın… Asla böyle bir düşüncem olamaz… Böylelikle elimden geldiğince o sazı tutmaya devam ediyorum.

Son söylediğiniz cümlelerden yola çıkarak bir soru yöneltmek istiyorum size. Müzikle alakalı bilgi ve tecrübelerinizi özelikle ilahiyat öğrencileri olmak üzere öğrencilerinize aktarma gibi bir düşünceniz veya projeniz var mı?

Aslında bunu yıllar önce bir iki kere denedik ama ilahiyat fakültesi oluşu burada hocaların bize çok farklı bakıyor oluşu ortamın elverişsizliği nedeniyle çok başarılı şeyler yaptığımızı söyleyemem. Bir de bizim müzik, sanat çok sabır ve çalışma isteyen bir meslek. Bu, geçici bir hevesle olacak şey değil. Bu manada iyi bir talip bulduğumu söyleyemem. Ama iyi bir talip bulursam ilgilenmeyi düşünüyorum. Zaman zaman teşvik ediyorum. Hevesli çok ama gerçek manada taliplisi yok şimdilik. Çok nadir de olsa bazen kapımı kilitleyerek sanatımı icra ettiğim zamanlar da oluyor. Ancak müsait bir ortam olmadığı için saz bizde saklı ve kapalı kutu gibi görünüyor. Biraz da şunun etkisi var. Benim söylediğim ve yorumladığım eserler orta Anadolu yöresine ait olduğundan, bulunduğumuz yerde ise Diyarbakır ve Urfa yöresine ait müziğe aşina insanlar ağırlıklı olduğundan, yöresel farklılıklar ve müzik kulağı farklılıkları nedeniyle meslektaşlarımdan ‘’hocam birkaç eser çal da dinleyelim’’ diyen pek olmuyor… En fazla ben kendi başıma çalarken kulak misafiri oluyorlardır… Onun dışında kimsenin öyle özel bir resital talebi olmuyor. Bunun nedeni de uygun bir zeminde olmadığımıza bağlıyorum. Mesela bir ara konservatuarda derslere gittim, çok iyiydi o zamanlar. Tabii orası konservatuardı ama bizim fakültede çok taliplisi olduğunu düşünmüyorum. Olursa da kapımız öğrencilerimize her zaman açık tabii…

peki hocam müzikle ilgilenmeyi yasaklayan hadis ve fetvalar var. Siz musikişinas bir hadis ilmi hocası olarak bu değerlendirmeleri nasıl buluyorsunuz?

Şimdi bir kere ben şunu belirteyim; geleneğimizde özellikle hadis kaynaklarımızda musiki ve musiki aletleriyle ilgili ifadeler ve rivayetlerin büyük bir çoğunluğu çok tali kaynaklarda, özellikle mutaahhirun dönemi kaynaklarında yer aldığı için çok kale almıyorum. Bilimsel açıdan bunların bir önemi yok. Orijinal dönemdeki rivayetlerde ise bunları yasaklayan çok rivayetlerin olmadığını görüyoruz. Kütüb-i sitte’de bu konuda rivayet yok. Daha sonraki kaynaklarda var. Onların da sonraki kuşaklar tarafından özellikle müziğin beraberinde içki âlemleri ve farklı kötülüklere insanları götürebilecek bir alan olduğundan hareketle Sedd-i Zeraî düşüncesiyle yasaklamışlar… İbn Hazm’ın bu konudaki çok net kanaati şudur: “musiki konusundaki tüm rivayetler asılsızdır’’ diyor. Kettanî de eserlerinde Peygamber Efendimiz döneminde şiirlerle musiki icra edildiğini hatta bunların mescitte de yapıldığını ve musiki alanında kendini geliştirmiş sahabenin olduğunu söylüyor. Bunlardan ibn Ömer’in özellikle Şam’ı ziyaretinde orada ilk defa ud dinlediğini ve çok etkilendiğini ve kendisinin de ud çalabilen köle ve cariye edinerek ondan bunu dinlemek istediğini nakletmektedir. Bu konuda öğrencilerimize, Prof. Dr. Süleyman Uludağ Hocamızın “İslam da musiki ve Sema” adlı eserini okumalarını tavsiye ediyorum. Ben de bir hadisçi olarak âcizane bu rivayetlerin amel edilmeye değer olamadığını ve dolayısıyla bunları kale alarak musikinin terk edilemeyeceğini düşünüyorum. İslam geleneğinde de müzik ne saraydan ne ulemadan hiç eksik olmadığını görüyoruz. Benim için saz çalmak veya müzikle meşgul olmak, mubah olmaktan çok daha öte bir şey.

Hocam Türkiye’deki tüm ilahiyat mezun ve mensupları için bir çatı mesabesindeki e-ilahiyat.com hakkındaki öneri ve görüşleriniz nelerdir?

Bu çok takdir ettiğim bir şey oldu. Ve bu dijital dünya mutlaka ilahiyatçılar tarafından da en verimli biçimde kullanılmalı. Çünkü en kolay ulaşma imkânımızın olduğu bir alandır sanal âlem. Bu nedenle tebrik ediyorum e-ilahiyat ekibini ve başarılar diliyorum. Bunun tanıtılıp duyurulması ve daha canlı çeşitli hale getirilmesi gerekir. e-ilahiyat.com u ziyaret edenlerin en verimli ve keyifli şekilde sitede gezinebileceği ve bunun zenginleştirilmesi ve gerek ilahiyat öğrencileri gerekse meslektaşlarımın e-ilahiyat’ı ziyareti adet edinecekleri bir cezbesinin olması lazım. Bunun içinde bu konuda öğrencilerin ve hocaların fikirlerini almak zaman zaman onlarla anket ve sohbetler yapmak ve bu konuda onların taleplerini dikkate alarak olabildiğince siteyi zenginleştirmek gerekir. Çok hayırlı ve çok iyi bir şey olacağına inanıyorum. Ve başarılarınızın devamını diliyorum.

Son olarak bu röportajı okuyacak olan, özellikle ilahiyat fakültesi öğrencilerine neler söylemek istersiniz?

Biz ilahiyatçılar çok ağır ve önemli bir misyonun altındayız. Dolayısıyla bilim insanı olmanın yanında gönül insanı da olmamız gerekiyor. Akıllarımızla meşgul olurken gönüllerimizi ihmal etmemeyi, gönül dünyamızı karanlık bırakmamayı ve onu; sanatla, şiirle, edebiyatla canlandırmayı tavsiye ediyorum. Ve bazen birkaç dörtlük türkünün içinde bütün bir geleneğimizi anlatan ozanlarımızdan mahrum kalmamanızı tavsiye ediyorum. Öyle dörtlükler var ki onlar için hayatımda kazandığım her şeyi feda edebilirim. Bunlardan mahrum kalmayın. Hayat mücadelenizde hepinize başarılar dilerim.

Hocamızın müzik ziyafetine ulaşmak için tıklayınız.

Ömer Köse

Ei Haber Diyarbakır

 

Siz de sevdiğiniz hocalarla yaptığınız söyleşileri yayınlayabilirsiniz. Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Yorumlar   

 
-1 #2 Guest 15-01-2011 15:33
sayın ahmet hocam.1986-1990 yılarında sizlerden her hususta derin istifadeler ettim.Sizleri unutmam mümkün değildi.Bir gün o dönemlerde beraber olduğumuz bir arkadaşı gördüm.Ahmet hocamız nerelerdedir. biliyormusun dedim.Cevap vermedi ve önemsemedi.üzül düm.İnternet ortamında seni aradım ve buldum.Müzikal sanat yönünü de öğrenmiş oldu.Aynen sizin hayat ve özellikle sanat yönünüzü anlatırken yaşamış olduğunuz heyecanı yaşadığımı itiraf edeyim.Allah'ın verdiği bu kabiliyetinin de hakkını gereken yerde değerlendireceğ inden asls şüphem yok.O gün bu gündür şevk ve hasretle dinliyorum.Sela m ve sevgiler sayın hocam.Isparta merkez mürşide Ermumcu Anadolu Öğretmen Lisesi
 
 
+5 #1 Guest 25-12-2010 11:24
eilahiyatta okuduğum en güzel-kaliteli ropörtajlardan birisini okumuş oldum. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Ayrıca resim ve videolar çok iyi seçilmiş ve yerleştirlmiş.
Tebrikler..
...
 

Yorumlarınızı Facebook Eklentimizden yapabilirsiniz.

Türkiye İlahiyat Haritası

Sempozyum

  • sutcuimamİlahiyat fakülteleri Felsefe Tarihi Anabilim Dalı 3. Koordinasyon Toplantısı, Türkiye'nin çeşitli illerinden gelen öğretim üyelerinin katılımı ile Kahramanmaraş’ta düzenlendi.Devamını oku...

  • siirtilahiyiatSiirt Üniversitesi İlahiyat Fakültesi tarafından Tillo Bilim ve Kültür Günleri kapsamında düzenlenen Uluslararası İmam Eş’ari ve Eş’arilik Sempozyumu düzenlendi.Devamını oku...

  • balikesirBalıkesir Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, ’Vefatının 50. Yılında Hasan Basri Çantay’ konulu sempozyum düzenledi. 

    Devamını oku...

İLAHİYAT HABERLERİ

  • bartinİslami İlimler Fakültesi ve Bartın İl Müftülüğü'nün Câmiler ve Gençlik Haftasında “7 gün 7 Camide Gençlerle Birlikte” başlıklı  Etkinlikleri  tamamlandı.

    Devamını oku...
  • mustafa ozturkDiyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez bugünkü tarihten on gün kadar önce Mekke’deki Hac İdare Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısındaDevamını oku...

  • akdenizİlahiyat alanında yapılan ilmi araştırmaları ve akademik çalışmaları teşvik amacıyla Akdeniz Üniversitesi İlahiyat Fakültesi tarafından 2012 yılından bu yana verilmekte olan Akdeniz İlahiyat Araştırmaları Ödülleri'nin yeni sahipleri belli oldu.

    Devamını oku...