Telâmîz

Bir Özeleştiri Sadedinde

Muhammet BAKA tarafından yazıldı.. Esintiler - Telâmiz

duvarEsnaf bir arkadaşım anlatmıştı: “Bazı müşterilerim aldıkları malı hatalı kullanımdan dolayı iade etmek için geliyorlar. İlk önce onları güzelce dinliyorum. Onları dinleyerek haklarını vermiş oluyorum. Sonra onlara malı geri alamayacağımı, kendi hataları sebebiyle arızanın meydana geldiğini güzel bir üslupla izah ediyorum. Bunu yaptığımda karşıdaki çok inatçı ve anlayışsız değilse genelde  hatasını kabul ediyor. Çünkü onları dinleyerek baştan onlara hakkını vermiş oluyorum. Muhatabıma konuşma imkânı vermeden malı alamayacağımı söylediğimde ise çoğunlukla kabul etmiyorlar. Çünkü onlara daha baştan konuşma imkânı vermeyerek onların hakkını gasp etmiş oluyorum.”

Daha önce görev yaptığım yerde karşılaştığım, tanıştığım bazı kişiler din görevlilerinden memnun olmadıklarından, din görevlilerinin yeterince hizmet etmediklerinden yakınıyorlardı.  Yukarıda anlattığım esnafın hareket tarzını düşündüğümde özeleştiri yapabilmek için isim vermemelerini ikaz ederek kendilerini dinledim.

Dinliyorum… Bazı noktalarda haksız ve abartılı eleştiri yapıyorlar, evet… Fakat düşünüyorum. “Hakikatsiz bir şey âlemin içinde çabuk yayılmaz.” Bütün bu insanlar fikir birliği etmişçesine niye din görevlilerinden şikâyet ediyorlar diye soruyorum içimden. Kendime dönüyorum. Her ne kadar insanlar abartılı eleştiri yapsa da hatalarım olmalı diyorum ve araştırıyorum:

Buhârî, Sahîh’ine; “ameller niyetlere göredir” hadisiyle başlar. Demek öncelikle niyetlerimizi tashih etmeli, düzeltmeliyiz.

Acaba Diyanet camiasına; devlet memuru olmak, sırtımızı devlete dayamak, maaşlı bir devlet işimiz olsun diye mi girdik; yoksa hizmet için mi? Yani bu görevi; insanlara hakkı anlatmak için iyi bir vesile ittihaz etmek, peygamber varisi olmaya aday olabilmek için mi girdik?

Çevremde, oğullarını imam-hatibe veren babalarla sohbet ettiğimde “bizim çocuk imam-hatibi bitirir, imamlık veya müezzinlik alırsa maaşlı bir devlet işi olmuş olur, kendini kurtarır” cümlelerini işitiyorum.
İşte hedef, maaşlı bir devlet işi alıp kendini kurtarmak olunca, o maaşlı işi alınca hedefe ulaşılmış oluyor. Gayesine ulaşan bir insan ise, “istediğimi elde ettim” der ve kendini rahata vurur.

Hâlbuki büyüklerimiz; devlet memurluğu hizmet içindir, demektedir. Maaş için memurluğa girmek çingeneliktir.
Evet, memurluk hizmet için olduğu gibi din görevlisi olmak da Hakk’a ve halka hizmet içindir. Halkın imanının kuvvetlenmesine, dini ve milli şuurun gelişmesine hizmet için din görevlisi olunmalıdır. Bu şuurla din hizmeti görevini yüklenen insan, göreve alındığında kendini hedefe ulaşmış olarak görmek şöyle dursun daha yolun başında olduğunu, bu aldığı görevin, onu hedefe ulaştıracak ilk basamak olduğunu düşünür. Nasıl daha fazla hizmet edebilirim, nasıl halka daha faydalı olabilirim, nasıl Allah’ın kelamını daha fazla insana ulaştırabilirim düşüncesiyle yatar. Bu düşünce ile kalkar.
Bu düşüncede olan bir insan asla yerinde saymaz. “Bir bardağın taşması için dolması gerektiğini” yani insanlara daha faydalı olabilmek için öncelikle kendisinin ilim ve irfanla dolması gerektiğini düşünür, kendini yetiştirmeye gayret eder.duvarbyk


Zaten en büyük eksiğimiz okumamak değil mi? Okumadığımızda neler kaybettiğimizi ancak okuduğumuzda anlarız. Ah, şeytanın bacağını kırıp okumaya bir başlayabilsek!

İşte din görevine girmekte hedef maaşlı bir iş sahibi olmak olunca baştan ihlâsı kaybetmiş oluyoruz. Hâlbuki insanlara tesir eden, sözün ihlâsla söyleniyor olması değil midir?

Ayrıca bir süre sonra maaşın yetmediğini düşünüyor, ek işlere başlıyoruz. Hâlbuki iktisat ve kanaate riayet etsek göreceğiz ki maaşımız yetiyor da artıyor bile! Hem asıl vazifemiz olan din hizmetine gerekli hassasiyeti gösterdiğimizde Allah’ın paramıza bereket katacağını göreceğiz. Evet, bereket sırrına inanmak gerek. İmam-ı Şafii buyuruyor: “İlim talebesinin rızkına kefil olabilirim. Çünkü rızkında bereket ve genişlik olur.” Demek biz ilmin talibi olsak Rezzak-ı zü’l-Cemal şüphesiz rızkımıza bereket ve genişlik verecektir.

Ek işlere başladığımız andan itibaren de kendimizi –tabirde hata olmasın- ezan okuma, namaz kıldırma memuru gibi görüyoruz. Beş vakit ezanı okuyup namazı kıldırınca kendimizi görevimi yerine getirmiş olarak ve kalan vakitlerimizde ticaretle meşgul olabilecek şekilde düşünüyoruz. Ne okumaya, ne de okutmaya vaktimiz kalmıyor artık!

Hani maksadımız hizmet olmalıydı! Hani vazifemiz Allah’ın emir ve yasaklarını olabildiğince çok insana ulaştırmaktı!

Kendimizi namaz kıldırma memuru olarak görünce, insanların bize verdiği değer de o kadar oluyor. İnsanlar bizi sıradan memur olarak görmeye başlıyorlar artık! Böylelikle kendi değerimizi kendimiz düşürmüş olmuyor muyuz?

Eğer ihlâsı ve Allah’ın rızasını esas alarak maksadımız sadece ve sadece Allah’ın dinine hizmet olsa insanlar da bize ona göre kıymet vermezler mi?

Hem buyurmuyor mu Allah Resulü: “Allah bir kişiyi severse onun sevgisini insanların kalplerine koyar.” Şimdi insanların bizi eleştirmesi, yeterince sevmemesi karşısında; “acaba Allah’ın rızasını ve sevgisini kazanamadım mı?” diyerek nefis muhasebesi yapmamız gerekmez mi?

Elhasıl; hedefimiz ihlâsı ve rıza-i ilahiyi esas tutarak sadece ve sadece din-i mübin-i İslam’a hizmet etmek olmalı. Böyle olunca hem kazancımız bereketlenecek, hem din görevlileri, insanlar arasında hak ettikleri şerefi bulacaklar, hem de Allah’ın rızasını tahsil etmiş olacağız. Diğer bir ifade ile iki dünya saadetine ulaşmış olacağız inşallah…

Evet, memurluk amaç değil, araçtır. Din görevlisi olmak Hakk’a hizmet etmek için bir araçtır. Amaç maaşlı bir devlet işine girmek olmamalıdır.

Şu gerçeği de göz ardı edemeyiz: Günümüz Türkiye’sinde geçim derdi önemli bir problem. Bu sebeple baştan geçim sıkıntısından kurtulmak gibi bir sebeple bu görevi almış olsak bile zamanla niyetimizi tashih etmeli, ihlâsı kazanmaya çalışmalıyız.

Bugün Türkiye’de en ücra köylerde bile personeli bulunan tek kurum Diyanet’tir. Bu büyük bir nimettir. İnanıyorum ki, bu kurum personeli görevini hakkıyla yaparak Türkiye insanının bilinçlenmesine; vatanına, milletine, dinine menfaatli birer insan olmasına büyük hizmetler edecektir.

Muhammed Baka

Yorumlar   

 
-1 #4 Guest 22-04-2010 16:36
MUHAMMED BAKA KARDEŞİM, AH PARA RUMUZLU KİŞİ SİZE KATILIYOR, ELEŞTİRİ YÖNELTTİĞİNİZ YÖNELTTİĞİMİZ İNSANLARIN YANLIŞ DAVRANDIKLARINI VURGULUYOR. TEKRAR OKUYUN LÜTFEN. SELAM VE SAYGILAR
 
 
0 #3 Guest 21-04-2010 11:22
gönlünüze sağlık, çok doğru. Niyet hayır, âkibet hayır... Niyet halvet der-encümân olmalı...
 
 
-1 #2 Guest 19-04-2010 20:18
Dikkatinizi çekerim, bu bir özeleştiri. başkasını eleştiri değil. hele nutuk atmak hiç değil...
samimi olarak kaleme alınmış bir yazıdır.
bu yazıyı yazarken yayımlamak niyeti ile yazmadım ki, nutuk atmak olsun.
gönlümden gelenleri kalemim ve kağıdım ile paylaştım. çok sonra yayımlamaya karar verdim.
 
 
0 #1 Guest 17-04-2010 11:29
Hayy Allah razı olsun. Oturduğumuz yerden dava cihat nautukları atmak kolay. İş başa gelince 3 kuruşun hesabını yapar cumertesi tatillerini tepe tepe kullanıp pazar tabusuna dokunmayı hiç düşünmeyiz bile. Sabagh 9 öğlen 12 Hdi Allah a ısmarladık nereye ben Kuran Kursu hocasıyım vazifem bitti. Demek öyle vazife bitti. sabah namazından sonra derse başlayıp namaz aralarını dahi ilim irşadla değerlendirmeye çalışan hocalar imamlar nerde dostlar. Rabbim elimizden dilimizden gönlümüzden cebimizden İslam ümmetini fayda nasib etsin. Ümmetin istikbalinde pay sahibi, Niyeti akan nehirler kadar temiz, ameli salih olanlardan eyleye
 

Yorumlarınızı Facebook Eklentimizden yapabilirsiniz.