İslam Modernizminin Öncüleri ve Kur’an Yorumları-I

Esintiler - Telâmiz

islam_modernizmiİslâm dünyası içindeki modernist çizgi, "Kur'an ve Sünnet'in yeniden değerlendirilmesi ve yorumu"nu öngörüyor.

Bu çerçevenin içine, vahyin anlamı, vahiy ve Peygamber ilişkisi, Kur'an'ın zamana ve mekâna göre bağlayıcılığı, Hazreti Peygamber'in din içindeki konumu, söz ve davranışlarının Müslümanlar için değeri gibi başlıklar girmekte.(1) Kendilerini Kur’an İslamcıları olarak da lanse eden bu zevatın özellikle Kur’an’ın çağdaş yorumuyla ilgili çalışmalar yaptıkları bir vakıa. İslam modernistlerinin Kur’an anlayışları, görüşlerindeki ana sâikler ve dolayısıyla ülkemizde de son 20 yılda hızla artan bu çalışmalar (meâl, tefsir, akademik çalışmalar) hakkında bilgi vermek ve gelinen nokta hakkında sizleri bilgilendirmek temel amacımızdır. Tevfik Allah’tandır(c.c.).

İslam Modernizmi denince; İslam’ı, batının değerlerini ve mantığını esas alarak yorumlayan yaklaşım, bazen de batının meydan okumalarına cevap arayan, batıya İslam’ı hoş göstermeye çalışan uzlaşmacı yorum anlaşılır. Arapça, “teceddüt” yani yenilenme kelimesinin karşılığıdır ve bu manada “tecdit” ile karıştırılmamalıdır. Zira dini değerlere yeniden itibar kazandırarak bunlar etrafında oluşan şüpheleri gidermek İslam’ın mesajını o günün Müslümanlarının algılarına sunmak ve Kuran’ın hayatı inşasını ve ihyasını temin etmek için yapılan çalışmaların ortak adına Tecdit (Yenileme) , İslam’ın yabancı düşünce, felsefe ve ideoloji biçimlerine göre yapılanmasına ise Teceddüt (Reformizm, Modernizm) diyebiliriz.
19. yüzyıldan beri batının sürekli artan siyaset, bilim ve teknik alanlardaki gücünün İslam dünyasında sebep olduğu entelektüel bunalımların ve politik çarpıklıkların neticesi olan bir zihni gerginlik karşısında Müslümanların şahsiyetlerini kaybetmesi özellikle aydınları(!) bu geri kalışın faturasını bir yerlere çıkarma saplantısına düşürmüştür. Geçmiş birikimin ayırt edilmeksizin külliyen karalanması ve reddedilmesi bu aşağılık kompleksini bastırmada çare gibi görülmeye başlanmıştır.(2)

İslâm Âlemi'nde geçen yüzyılda ortaya çıkmış olan '"Modernist Akım" içinde Kur'ân'ın tefsiri çok önemli bir yer tutmaktadır. "Modernist İslâmcılar" denilen kesim bu alandaki gayretinin, Kur'ân'ın "çağdaş" ve "ilmî" yorumunu yapmağa ve dolayısıyla da İslâm dinine yeni bir anlayış ve canlılık getirmeğe yönelik olduğunu savunmaktadır. Bununla beraber gerek bu akım gerekse "Kur'ân'ın Çağdaş ve İlmî Tefsiri" İslâm Âlemi'nde, yaklaşık 120 yıldır, bir takım şüphelere, çatışmalara, ithâmlara ve hiç kuşkusuz islam_modernizmibirtakım da nifâklara yol açmıştır. Bu konu da yapılanların Kur'ân ve Sünnet'e uygunluğunu isâbetle teşhis ve tesbit etmek ise bütün bu nakîselerin izâlesi için zarûrîdir.(3)

İslâm Âlemi'nde sonradan Modernizm diye isimlendirilmiş olan hareket, hep İngiliz sömürge idâreleri altındaki İslâm ülkelerinde filizlenmiştir. Bu hareketin belli başlı öncüleri Afganistan'da Cemâleddin Afganî (1839-1897); Mısır'da Muhammed Abduh (1849-1905) ile Reşîd Rızâ (1865-1935); Hindistan'da Sir Seyyid Ahmed Han (1817-1898), Şiblî Nûmânî (1857-1914) ve Muhammed İkbâl (1877-1938) olmuştur.

Bu zevât, bir sömürge idâresi altında olmanın kendilerine verdiği eziklik içinde, bu şartlara tâbi' tutulmuş olmanın yegâne nihaî sebebinin: "İslâm'ın topluluk tarafından yanlış yorumlanıp yanlış yaşanması olduğu" husûsunda hemfikirdirler. Bunlara göre İslâm, zamanla, Asr-ı Saadet'deki sâfiyetinden uzaklaşmış, bid'atlerin ve bâtıl i'tikādların istilâsına uğramıştır; İslâm'ı eski sâfiyetine döndürmek çok zor bir iştir; İslâm Âlemi içinde bulunduğu ağır şartlardan ancak aklı, din dâhil, her işte ön plâna almakla ve  İslâm'ı modern şartlara adapte etmekle, yâni İslâm'da değil fakat İslâmî yaşayışta bir "reform" yapmakla kurtulabilecektir.

Buna göre İslâm'da Modernizm aslında, bu dinin uygulamalarını, üzerlerine birikmiş olan fuzûlî yüklerden arındırmağa yönelik bir İhyâ Hareketi iddiasıyla başlamıştır. Fakat daha sonra bu hareket, Kur'ân ve Sünnet'in emrinde olması gerekir iken aklın, Sünnet'in de Kur'ân âyetlerinin de üstünde ve onları sorgulayabilen bir konumda tu­tulduğu düpedüz bir Dinde Reform Hareketi'ne dönüşmüştür. Bu itibârla da eğer akıl ve mantık Kur'ân ve Sünnet ile çelişik duruma düşerse, aklın bu harekete göre yegâne kıstas olması hasebiyle, Kur'ân'ın ve (reddedilmediği zaman) Sünnet'in de akla uygun hâle sokulması(!) hareketin ana stratejisi olarak tecellî etmiştir.

Bu tutum, Modernizm'i başlatanların bir kısmı fakat buna karşılık onları izleyenlerin de çoğunluğu tarafından, hareketi hızla ifrâta yöneltmiştir. Bu hareket: Sünnet'in (yâni hadîslerin) hemen hemen tümünün reddine, peygamberlerin mûcizelerine yakıştırılan sözde akla yatkın, ama çoğu kere zannedildiği kadar bilimsel tabana oturtulamamış olan gerçek dışı zoraki açıklamalara, Kur'ân'da sözü edilen âhiret hayâtının ve bâzı mânevî varlıkların maddî şeylerle izahına çalışılmasına ve akāid ile muamelâtın aşırı basitleştirilmesine yönelik bir takım gayretlerle gitgide çok reaksiyoner bir veche kazanmıştır.

Dini yorumlamada akla verdiği olağanüstü öneme bakılırsa Modernizm, Halîfe Me'mûn zamanında Abbasî Devletinin resmî mezhebi kılınmış olan Mû'tezile mezhebinin adetâ yeniden ihyâsı gibidir.

Hindistan'da Sir Seyyid Ahmed Han tarafından başlatılan “Modernist Akım” Mevlevî Ali, Abdullah Cekralevî, Mevlana Eslem Celraceburî ve nihayet Gulam Ahmed Pervez tarafından devam ettirilmiştir. Seyyid Ahmet Han’ın, İslami düşüncenin berraklaştırılma iddiası ve Kur'an'a yaklaşımı ise ana hatlarıyla şöyledir: İslam'ı uzun tarihi boyunca biriktirmiş olduğu geleneksel bozulmalardan ayırt edilmiş olarak, kendi ölçütlerine ve Kur'an'ın akılcı bir yeniden yorumlanması temeli üzerine yorumlamak.

Seyyid Ahmed Han kendi tefsir yöntemi için on beş ilkeye dayanan bir taslak sunar. Bu on beş ilkeden çıkarttığı sonuç ise vahy ve tabiat kanunlarının özdeş olduğudur. Nesh gibi, bazı tarihi rivayetleri değerlendirme gibi bazı konularda tarihi "rey ekolü"nün tesbitlerini gündeme getirse de bu eleştirileri ve tanımlamaları, İslami hayata uyarlayacak pratik bir kaygıdan değil, rasyonalistler karşısında şirin görünme tutumundan kaynaklanan bir çabanın eseri olarak ortaya koyar. Zira tarihi kültürü sorgulaması O'nu hiç bir zaman tevhid ve adaleti toplumsal hayatta hâkim kılma, zulme ve şirke karşı çıkma eylemine yöneltmez. Rasyonalist eğilimi onu, aklını çoğu zaman Kur'an çerçevesini zorlayan bir akılcılığa da iter. Örneğin; mucize ve kıssalara yaklaşımında çoğu zaman spekülatif aklîleştirme çabalarına rastlanır. Kur'an verilerini rasyonalize etmenin, yani insan aklını metnin anla­şılmasında yegâne kriter olarak ortaya koymanın öncülüğünü yapan Seyyid Ahmed Han, anlaşılmasında insan aklının sıkıntı çektiği ayetlerle ilgili olarak üçlü bir yolun izlenmesi başka bir ifadeyle içine düşülen yorum çıkmazından üçlü bir çıkış imkânı aramaktadır:

1.Ayetlerin leksiyografik (sözlük anlamıyla ilgili) kullanımını ön plana çıkarmak,

2.Ayetlerin psikolojik olaylar olarak yorumlanması,

3.Ayetleri tabiata indirgeme.

Konunun anlaşılması için Seyyid Ahmed Han’ın tefsirinden iki örnek verelim: Yunus’la (as) ilgili Saffat sûresi 140-8. ayetlerinin yorumunda özetle şöyle der: "Kur'an'da balığın Yunus'u yut­tuğuna dair açık bir metin yoktur. Zira Kur’an’da ibtela'a (yutmak) kelimesi değil iltekama (فَالْتَقَمَهُ) (ağıza almak) kelimesi kullanılmaktadır. Hz. Musa’nın Kızıl Deniz’i mucizevî geçişiyle ilgili olarak Şuara sûresinin 63.ayetinde şöyle buyrulmaktadır: ”Feevhayna ila Musa ani'drib bi'asake'l-bahra fa'nfalaka (فَاَوْحَيْنَا اِلٰى مُوسٰى اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَ فَانْفَلَقَ): Bunun üze­rine Musa'ya; asân ile denize vur! diye vahyettik. [Vurunca deniz] derhal ya­rıldı [on iki kapı açıldı], her bölük koca bir dağ gibi oldu.” Ahmet Han bu ayetin Kur'an'da anlatılan kıssayı Yahudiler tarafından anlatılan hikâyeyle uyumlu hale getirmek isteyen müfessirlerce hep yanlış yorumlandığını iddia eder. Bu sebeple müfessirler buradaki [ve başka yerlerdeki] daraba kelimesini 'vurmak' anla­mında almışlar ve olağanüstü bir olay olarak yorumlamışlardır. Fakat daraba kelimesi 'vurma' değil, daraba fi'l-ardi (yeryüzünde seyahat etti) ifadesinde olduğu gibi 'gitme' ve 'koşma' anlamlarına gelir. Bu ayetin anlamı şudur: Allah Musa'ya "Yanında bulunanlara dayanarak denizi geç" dedi ve deniz onlar için ayrıştı (zira bulundukları yer sığ bir yerdi) (4)

Seyyid Ahmet Han’ın diğer ilgi çekici bir özelliği de, İngiliz sömürge idâresi yanlısı olmasıdır. 1880 ve 1890'larda şu ifadeleri kullanır: "Bizler İngiliz hükümetine bağlı ve adanmışızdır." "Bizler Sultan Abdülhamit'in tebası değiliz", "Sultan Abdülhamit halife olarak bizim ülkemizde ne ruhsal bir etkiye sahipti, ne de olabilir. O'nun halife sıfatı yalnızca kendi ülkesinde ve egemenliği altında bulunan Müslümanlar üzerinde geçerlidir." S. Ahmed Han'a göre Hindistan Müslümanları yasal olarak harici bir Müslüman halifenin değil, baskıcı olsa bile İngiliz idaresine itaat etmekle yükümlüydüler. Seyyid Ahmet Han, başta Hindistan bağlamında olmak üzere siyaset ve dinin karıştırılmaması gerektiğini iddia etmiştir.(5)

(Devam Edecek)

Mehmet İmamoğlu


1-Bu konuda yapılan geniş bir araştırma için bak: Mazhuriddin Sıddikî, İslam Dünyasında Modernist Düşünce, Dergâh Yayınları, İstanbul,1990.

İslam modernistlerinin görüşlerine karşı tutarlı ve ilmi tenkitler için Dr. Ebubekir SİFİL’in Modern İslam Düşüncesinin Tenkidi adıyla başlattığı bir seri çalışmanın ilk ürünü (Prof. Dr. Yaşar Nuri ÖZTÜRK'ün görüşlerinin ele alındığı cilt) Mayıs 1997 tarihinde (4. baskı Nisan 1999), Fazlur Rahman'ın görüşlerinin ele alındığı cildin 1. kısmı Ocak 1998 tarihinde (2. baskı Ocak 1999) ve 2. kısmı Aralık 1999 tarihinde Kayıhan Yayınevi tarafından neşredildi.

2- Yusuf Aygün, İslam Modernizmi Üzerine,

http://www.antoloji.com/siir/siir/siir_SQL.asp?siir_id=1042557

3- Ahmet Yüksel Özemre, Modernist Akım İçinde Kur’an Tefsirleri, Bilgi ve Hikmet Dergisi, 11.sayı, 1995.

http://www.ozemre.com/index.php/index.php?option=com_content&task=view&id=117&Itemid=57

4- Ş.Ali Düzgün, “Rasyonalist Düşüncenin Kur’an Yorumuna Etkileri”, s320-321, 2.Kur’an Sempozyumu, Bilgi Vakfı, Ankara-1996

5-Aziz Ahmet, Hindistan ve Pakistan’da Modernizm ve İslâm, Çev. Ahmet Küskün, İstanbul, Yöneliş Yayınları, 1990, s.107-119;

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile